|
|
 |
 |
Okunma |
|
7578 |
Adale Ağrısı Alm. Muskelschmerzen
(m), Fr. Mal du muscle, Mialgie. İng. Pain in muscle, Myalgie. Mialgie,
Kaslarda görülen ağrı. Kaslardaki sinir uçları, kemiklerden fazla,
deridekinden azdır. Derideki sinir yoğunluğu, adalelerde mevcut
olmadığından, kaslara iğne yapmak veya kesmekle duyulan ağrı az olur.
İltihap, ezilme, kan akımında bozulma; etkilendikleri kas bölgesinde,
üstündeki deride ve bazan da bütün kol veya bacakta şiddetli ağrıya
sebeb olurlar. Kas yaralandığında veya ağrılı bir hastalığa düçar
olduğunda kasılma ve kramp olur. Sinir sistemi hastalığına bağlı kas
kramplarında da ağrı olur. Tek bir kas yüzünden bütün bir kol
ağrıdığında sebebini bulmak zor olabilir. Fakat bu halde de hasta olan
kas hassasdır ve üstüne basınca, koldaki ağrı artar.
Darbe
geçirmiş bir kas ağrılıdır, serttir, hassastır. Dinlenince ağrı
hafifler; kası kullanınca ağrı artar. Kondisyonsuz biri aşırı iş
yapınca hasıl olan kas tahribi en hafifidir. Bu ağrının sebebi
bilinmemektedir. Kasda biriken kimyevi maddelerden kaynaklandığı
düşünülmektedir. Ağrı, ilk darbeden 4 ila 6 saat sonra başlar ve 48-72
saatte en üst düzeyine ulaşır. Hafif eksersiz, sıcak ve masajla ağrı
geçebilir. Ezilen bir kasın içinde kan toplanır ve bir kaç dakika
içinde ağrımaya başlar. Günlerce veya haftalarca devam edebilir. Kasda
kopma; lif kopması, bütün kasın kopması veya tendon kopması şeklinde
olabilir. Kısmi kopma olan noktanın üstüne basınca, belirgin bir
hassasiyet olduğu görülür. Kasın zarı bölününce yine hassasiyet
olabilir, fakat esas belirtisi zarın bölündüğü yerden kasın dışarıya
doğru kabarmasıdır. Bütün kas veya tendonu (kirişi) koptuğunda kas
çalışmaz, kopan yerde hassasiyet vardır ve üstte kalan parça kasılır.
Polimiyozit hastalığında kas iltihablanır. Ağrı, hassasiyet ve
kuvvetsizlik olur. Bu hastalık, genellikle romatizmal hastalıklarda
görülür. Özellikle çocuklarda ani bir şekilde başlayabilir. Kas içinde
ve üstündeki deride şiddetli iltihap vardır. Ateş, kan
sedimentasyonunda artma olur. Ayrıca mide, göğüs ve akciğer
kanserlerinde ilk belirti olabilir. Ancak tümörle alakalı ise, yaygın
tümörlerde daha çok görülür. Virüs hastalıklarında, “trişinöz” isimli
parazit hastalığında da olur. Bu hallerde kısa sürer. Tipik özelliği
üstteki kasların alttakilerden daha çok tutulmasıdır.
Yüksek
ateşli sistemik hastalıklarda ve griplerde görülen kas ağrılarının
sebebi bilinmemektedir. Tıpda “yerel miyozit” veya “fasitis” denilen
kulunç, omuz bölgesi kaslarında virüs enfeksiyonlarından sonra
yerleşir.
Bilinen en şiddetli ağrılardan biri de çalışan bir
kasın kansız kalmasıyla meydana gelir. Daha ziyade damar sertliğinde
olur. Bacakta olursa yürüme topallayarak ve çok ağrılı olur. Ayaktaki
atardamarlardan nabız alınamaz. Diğer bacağa göre tansiyon farkı
vardır.
Kan kanserlerinde de ağrı olur. Bu cins kanserler çok nadir görülür
*
Ankiloz Bir eklemdeki hareket
yeteneğinin hemen hemen kaybolmasına, ya da azalmasına tıp dilinde
"ankiloz" adı verilir. Tam ankilozda, eklemlerin yüzeyi birbiriyle
kaynaşmıştır. Eklemlerdeki doku bozukluğu, kemiklerin kaynaşması sonucu
değil de yalnız bağlayıcı tellerdeki bir hastalık, ya da kas kısalması
sonucunu doğurmuşsa, ankiloz tam değildir. Bu tür ankiloz çoğunlukla
çok uzun hareketsizlik sonucunda meydana gelir. Tam ankiloz ancak
ameliyatla düzelir. Tam olmayan ankilozlar ise, fizyoterapi, özellikle
de mekanik tedavi yoluyla iyileştirilir.
*
Artroskopi Menisküs Nedir ? Fonksiyonları Nelerdir ?
Diz
ekleminde C ve O şekliyle uyluk ve baldır kemikleri arasında yer alan
kıkırdak kıvamında eklem içi yapılardır. Her diz ekleminde iki tane
menisküs bulunur. Daha ziyade dizide bulunmaları nedeniyle varlığı
önlenen menisküsler vücutta eklemleri korumak, işlevlerine yardımcı
olmak gibi görevleri üstlenmişler. Eklemin uyum ve sıkılığını artırmak,
şok emilmesi, kontrol düzeyin artırılması, eklemin beslenmesine
yardımcı olmak gibi detaylı vazifeleri vardır.
Menisküs yaralanmasının sebepleri nelerdir ?
Menisküsün çeşitli sebeplerden dolayı zedelenmelerine, yırtılmalarına, ezilmelerine menisküs yaralanmaları ismi verilir.
Küçük de olsa zorlanma, düşme, çarpma,
Şiddetli bedensel egzersizler,
Dizin uyluk altında aşırı iç ve dış dönmesi ya da aşırı
gerilme hareketleri gibi etkenler hemen her zaman yırtığın oluşmasında
ön koşuldur. Bu bir spor müsabakasında olabileceği gibi düz zemindeki
basit düşmelerle dahi oluşabilmektedir. Günlük hayatta sporcularda
karşılaşıldığını duyduğumuz bu hastalık, hemen herkesin yaşayabileceği
bir sorundur.
Menisküs yaralanmasının belirtileri
Belirtiler
şiddetli ağrı, yırtık, menisküs parçasının iki eklem yüzeyi arasına
sıkışması sonucu dizin yarı bükük konumda kilitlenmesi biçiminde ortaya
çıkabilir. Bu tip yaralanmaya maruz kalmış kişinin dizinde yavaş
gelişen şişlik, hareketlerle artan diz ağrısı, bazen de dizde
kilitlenme sonucu hareketsizlik hali oluşur.
Erken teşhis önemlidir
Yırtık
bir menisküsle günlük faaliyetine devam eden kişilerde yırtığın
oluşturduğu düzensizlik nedeniyle eklem yeterince fonksiyon yapamaz. Bu
da erken dönemde kıkırdak hasarına, dolayısıyla kireçlenme tabir edilen
osteoartrite yol açar. Bu nedenle, basit düşme veya spor faaliyetleri
sonrasında oluşan ağrı ve şişlik basite alınmadan en yakın hekime
başvurulmalıdır.
Menisküs yaralanmasının teşhis yöntemleri ?
MR (EMAR)
Tanı maksatlı artroskopi
MR :
Bir ileri
radyolojik görüntüleme yöntemidir. Hastanın dizi manyetik dalgalar
kullanılarak bir çok açıdan yapılan kesitlerle görüntülenir. Üstünlüğü,
diz gibi kemikler arasındaki yumuşak dokuları net ortaya koymasındadır.
Artroskopi :
Girişimsel bir tanı aracıdır.
Menisküs yaralanması yırtık menisküsün tam ya da kısmi olarak çıkartılması ile uygulanan bir cerrahi girişimle tedavi edilir.
Eklem hastalıklarının teşhis ve tedavisinde yeni boyut: ARTROSKOPİ
Günümüzde
yaygın olarak kullanılmaya başlanan artroskopik girişimler konforu
yüksek etkin bir yöntemdir. Artroskopi ile her büyüklükte eklem
hastalığının teşhis ve tedavisi mümkün olmaktadır. Ayak bileği, diz,
kalça, el bileği, dirsek ve omuz hastalıklarında artroskopi sıklıkla
kullanılmaktadır.
Artroskopi İle Menisküs Ameliyatı
Dizin
ön kısmında 1 cmlik kesi yapılıp, dizin içerisine gönderilen optik
vasıtası ile diz büyütülerek televizyon ekranına yansıtılır. Eklem
içine gönderilen küçük ışıklı bir kamera vasıtasıyla büyütülmüş ve
netleştirilmiş görüntü, yapıları daha yakından inceleme olanağı sağlar.
Artroskopi (eklemin gözle muayenesi) sadece menisküslerin değil eklem
içindeki kıkırdakların, zarların, bağların da muayene ve tedavisi için
yardımcı olmaktadır.
Artroskopinin Avantajları
Küçük kesilerle ameliyat yapıldığı için dikiş kullanılmaz.
Hastanın hastanede yatma süresi çok kısadır.
Hastanın işe dönme süresi diğer ameliyatlara göre çok kısadır.
Klasik yöntemle yapılmış bir menisküs yırtığı ameliyatından sonra
hastanın işine dönme süresi 1-2 ayı bulurken, artroskopik yöntemle
yapıldığında hasta 1 hafta içinde işine dönebilmektedir.
Klasik yöntemle yapılan ameliyattan sonra hasta 2 hafta koltuk
değneği kullanırken, artroskopik ameliyattan sonra hasta hemen
basabilmekte ve hiç koltuk değneği kullanmamaktadır.
Kesi yeri çok küçük olduğu için yara iyileşmesinde sorun olmaz, ameliyat sonrası iltihaplanma riski çok düşüktür.
*
Ayak ve ayak bileği sorunları Vücudumuzun
yerle olan ilk teması olan ayağımız aslında tarak kemiklerinin de
sayesinde yelpaze gibi açılarak dengeli ve eşit bir yük dağılımı
sağlar.
Liflerin kusursuz mimarisi ile de hareket halinde iken
de bir bütünlük oluşturur. Ayak bileğinin özellikle her 2 yanındaki
bağlar en sık yaralanan yapılardır. Yaralanma günün her saatinde
olabilir. Sıklıkla futbol oynarken, yüksek topuklu, kalın tabanlıklı
ayakkabılarla dikkat edilmeden yürürken meydana gelmektedir. Şişlik,
ağrı, basamama ile başlayan yakınmaların sebebi vakit geçirilmeden
hekime danışılmalıdır.
Doğru olmayan, tam yapılmayan tedaviler
sık çıkığa ve burkulmaya sebep olurlar. Bu durum üzerinde durulması
gereken ileride kireçlenmeye ve güçsüzlüğe yol açabilecek bir sağlık
sorununu oluşturur.
AYAKLARDA ŞEKİL BOZUKLUKLARI:
Ayak
vücudun yüküne hareket veren bir organdır. Hareketleri ile olduğu kadar
hareketsiz kaldığı anlarda da görev yapar. Şekil bozukluğu sadece
kozmetik değil, ortopedik bir sorunudur. Sıklıkla parmakların üst üste
binmesi karşılaşılır. Başparmağın iç tarafta belirginleşmesi ve 2.
parmağa yaklaşması, üstüne binmesi şeklinde ifade edilecek şekil
bozukluğu en sık karşılaşılan hastalıktır (hıllux valgus).
Bu
hastalıkta başparmak kendi ekseni etrafında dönmekte ve üzerine düşen
yükü kaldıramamaktadır. Buda ayağın itiş gücünü azaltmakta dengemiz yük
dağılımına ve ileride kireçlenme ve ağrıya yol açmaktadır.
ÇEKİÇ PARMAK:
Parmakların
yere paralel değil de dikey konumda olduğu durumdur. Genelde sıkı
ayakkabı giyilmesi nedeniyle oluşur. Hastalar daha ziyade nasır
yakınmaları ile hekime başvururlar.
TOPUK ARDINDA ÇIKINTI:
Bu
hastalıkta ökçesi yüksek ve sıkı ayakkabı giyen hanım ve beylerde ağrı
ve nasır yakınması ile başvurmaktadırlar. Ön ayağın içe yada dışa dönük
olması az da olsa rastlanan şekil bozukluklarıdır.
*
Bel Ağrıları Vücudu
yanlış kullanmaktan fıtığa kadar birçok etken bel ağrısına neden
oluyor. Dünyada her 100 kişiden 75-90'ı, Türkiye'de ise 14'ünün beli
ağrıyor.Bilgisayar kullanırken, otururken, gündelik işlerimizi
gerçekleştirirken yaptığımız hatalar vücudumuzun en çok incinme riskine
sahip olan bölgesi belimizde sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor.
Masa
başında yapılan işlerin artması, daha az hareketlilik ve ağır sporların
yaygınlaşması, bel ağrısını arttıran etkenler olarak karşımıza çıkıyor.
Yapılan araştırmaya göre Türkiye'de her 100 kişiden 14'ü bel ağrısından
şikayet ediyor.
Ömrümüz Uzadı Ağrılar Arttı
Fransa'da,
Montpellier Üniversitesi Propara Omurilik Hastalıkları Merkezi'nde,
dünyada ilk kez omurilik felçli hastayı yürüten ekip içinde yeralan
romatizmal hastalıklar ve fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı Dr.
Hakan Rauf Tüfekçi, yaşam süresinin uzaması nedeniyle bel ağrıları
sıklığında artış görüldüğünü söyledi.
Dr. Tüfekçi, "Bel ağrısı
hareketleri kısıtlıyorsa, nefes alırken ve öksürmekle artıyorsa, ağrı
nedeniyle uykudan uyanılıyorsa, ağrı bacağa ve kalçaya vuruyorsa, zaman
kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir" dedi.
İstanbul
Cerrahi Hastanesi uzmanlarından Dr. Tüfekçi, bel ağrısına neden olan
hastalıkları şöyle anlattı: "Bel ağrısına neden olan sorunların
başında, her yaşta görülebilen disk problemleri yeralıyor. Bel fıtığı,
fıtıklaşmaya eğilim, belin eklem problemleri, kireçlenme, belin arka
eklem yüzeyinin biomekanik sorunları (Faset sendromu), bel kaslarındaki
güçsüzlükler, zafiyetler, kilo problemine bağlı menopoza yakın dönemde
karın kaslarının öne doğru itilmesiyle, belin arka çukurunun artması
bel ağrılarının ortaya çıkmasına neden oluyor.
Omurgada
doğuştan ya da sonradan deformite olması, bel ve sırt ağrılarıyla
kendini gösterebiliyor. Belin halka eklem uzantılarında travmaya ya da
yaşlılığa bağlı kırık hat oluşması, bel ağrısı şikayetine neden
oluyor."
Kimler Bel Ağrısı Riski Taşıyor?
Masa başında iş yapanlar
Ağır yük taşıyanlar
Çok uzun süre oturarak araba kullananlar
Ev işi yaparken yanlış hareketler yapanlar
Ağır spor yaparken vücudunu yanlış kullananlar
Aşırı kilolular
Hamileler
Bel
ağrısı, omurga dışındaki farklı organlardaki hastalıkların da habercisi
olabiliyor. Dr. Tüfekçi, böbrek ağrılarının, kadın hastalıklarının, bel
ağrısı şikayetiyle kendini gösterebileceğini belirterek, kemik erimesi
ve iltihaplı romatizmal hastallıklar grubunun (Enfelamatuar) da bel
ağrısına neden olabileceğini söyledi.
Teşhis İçin Detaylı Muayene
Bel
ağrılarının tedavisi için ağrıya neden olan ana etkenin bulunması
gerekiyor. Tüfekçi, tanının konması için detaylı muayene yapılması, bel
röntgeni çektirilmesi, laboratuvar testlerinin yapılması gerektiğini
belirterek, gerekiyorsa tanıya yardımcı olmak için MR
çektirilebileceğini söyledi.
En Sık "Bel Fıtığı" Görülüyor
Disk,
bel omurları arasında bulunan su oranı yüksek bir doku. Bu doku, bel
omurları arasında koruyucu görevini üstlenerek ağırlığı eşit oranda
dağıtıyor. Aşırı zorlandığı zaman sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor.
Disk problemleri arasında en sık rastlanan sorunlardan biri bel fıtığı.
Bel Ağrılarına Neden Olan Yanlışlar ve Yapılması Gerekenler
Yanlış: Öne eğilirken belden eğilmek.
Doğru: Öne çömelerek eğilmek.
Yanlış: Ayakta sürekli aynı şekilde durmak.
Doğru: Sürekli ayakta durmak gerekiyorsa sırasıyla bir ayağı hafifçe büküp durmak.
Yanlış: Belden eğilerek yerden ağırlık kaldırmak.
Doğru: Çömelip yerden ağırlık kaldırmak.
Yanlış: Tüm ağırlığı bir tarafta taşımak.
Doğru: Ağırlıkları iki parçaya bölerek taşımak.
Yanlış: Yüksekte bir yere merdiven kullanmadan beli zorlayarak ulaşmaya çalışmak.
Doğru: Yüksek bir yere uzanmak gerekiyorsa merdiven kullanmak
Bel Fıtığı Nasıl Oluşuyor?
Diskin
halkalarının yırtılıp, diskin yatağını terketmesiyle oluşuyor. Bu da
sinir köküne, omuriliğin bitim noktasındaki zarlara baskı yaparak, bel
ve bacağa vuran ağrılara neden oluyor. Bacağa vurmadan sadece bel
ağrısıyla da kendini gösterebilir.
Bel Fıtığı Nasıl Tedavi Ediliyor?
Tedavi
dört gruba ayrılıyor. İlaç, fizik tedavi, lokal enjeksiyon ve ameliyat.
İlaçlara cevap vermeyen ağrılarda, fiziksel tedavi ya da lokal
enjeksiyon uygulanıyor. Hastanın ağrısı hiçbir yöntemle geçmiyorsa
ameliyat yapılıyor.
Hangi Durumlarda Vakit Kaybedilmeden Ameliyat Yapılıyor?
Hastada,
ayakta ve kaslarda güç kaybı, ayak düşüklüğü, ayakta ve bacakta aşırı
uyuşma veya karıncalanma, idrar kaçırma ve ereksiyon bozukluğu varsa
başka hiçbir tedavi düşünülmeden, zaman kaybetmeden ameliyat yapılıyor.
Bel fıtığının ameliyattan sonra tekrarlama riski son
gelişmelerle iyice azaltıldı. Fransa'da 1984 yılında bel fıtığı olan
hastalardan %57'si ameliyat edilirken bu rakam günümüzde %12'lere indi.
Ameliyatların azalmasında, erken tanı konması, ilaçların daha etkili
olması, hastaların kendilerine daha iyi bakması etkili oldu.
Tedavide Bel Okullarının Etkisi Nedir?
Bel
okulları, dünyada 1968'den bu yana hizmet veriyor. Hastaları bir çatı
altında toplayarak, sorunlarını paylaşmaları sağlanıyor. Hastaları bel
ve beli oluşturan elemanlar hakkında bilgilendiriyorlar. Doğru tedaviye
yönlendiriliyorlar.
Hastaların eğitim programı iki gün
sürüyor. Bel okullarındaki eğitim, tedaviyi olumlu yönde etkiliyor.
İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde "Bel Okulu" hizmet vermeye başladı. Bu
bel okulu oluşturulurken, Montpellier Üniversite'sinin Romatizma
Hastalıklar Servisi'nin geliştirdiği bel okulu örnek alındı.
Tedavide Neler Değişti?
Hastalar
artık yatağa mahkum değiller. Yeni tedavi yöntemi, hastaya aktif hale
getirdi. Operasyon süreleri kısaldı. Hastalar ameliyat oldukları gün
yürüyebiliyorlar, taburcu olabiliyorlar. Bel fıtığı tedavisinde,
rehabilitasyon ve hastaların eğitimi önem kazanıyor
*
Bel ağrısı Çoğu
zaman üstünde bile durulmayan bel ağrıları günlük hayatı etkilemeye
yetiyor. Neyse ki bel ağrılarının oluşma nedenleri, tedavisi ve onu
izleyen dönemlerdeki davranış metodları üzerine eğitim veren bir bel
okulu var.
Belindeki ağrılar yüzünden oldukça sıkıntılı anlar
yaşamış birçok insan tanırız. Denenip memnun kalınmış tedavi
yöntemlerinin önerildiğine de şahit oluruz. Bunlardan bir kısmını
biliriz, ancak önemli bir bölümünde de tıp dışı tedavi yöntemlerinin
tercih edildiğini görürüz. Birine iyi gelen yöntemin, diğerinde
beklenen sonucu vermediği ya da ağrılarını artırdığı durumda da yeni
arayışlara girildiğine şahit oluruz. Falanca ilacı al, şu kadar gün
yatakta yat, geçmezse fizik tedavi ol, o da olmazsa ameliyat gibi
yaklaşımlar hastaları endişelendirmekte ve alternatif tedavi yöntemleri
gündeme gelmektedir. Bu yüzden bel ağrısı ciddiyetle ele alınmalı, bel
ağrılı hastaya yaklaşım da özel bir çaba gerektirmelidir.
Her an olabilir
Bel
ağrısı, kas-iskelet sisteminde fonksiyon bozukluğu oluşturan ve oldukça
sık karşılaşılan bir sorundur. Toplumun yüzde 80inin yaşamının herhangi
bir döneminde bel ağrısından şikayetçi oldukları bilinmektedir. Bel
ağrısı bir hastalık değil, bir belirtidir. Bel ağrıları çalışan kesimi
ileri derecede etkilemekte, gelişmiş ülkelerde ve dünyada ücret, iş
gücü kaybı ve tedavi maliyeti gittikçe artan bir problem olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Bel ağrısı, her an, herkeste baş
gösterebilir. Bir sabah aniden yataktan kalktığınızda ya da çorabınızı
giymek üzere eğildiğinizde de şiddetli bir ağrıdan yakınabilirsiniz.
Daha önce önemli bir bel probleminiz olmadıysa bu ağrıyı anlamakta
zorluk çekersiniz. Bel ağrısı, bazen aniden başlamayabilir de. Yavaş
yavaş, şiddetlenerek artabilir ağrı. Hatta bir bacağınıza yayıldı,
beraberinde de uyuşma ve karıncalanmayı getirdi. Bu durumda yapmanız
gereken ilk şey, doktorunuza başvurmak olmalı. Bu şekilde ağrının
kaynağını öğrenebilir, en etkin ve kısa sürede sizi günlük yaşama
döndürecek tedavi yöntemini kavrayabilir, tekrar bu ağrıyla yüz yüze
gelmemek için neler yapmanız gerektiğini bilebilirsiniz.
Risk faktörlerini yakından tanıyın
Toplumda
bel ağrısına rastlama oranı oldukça sıktır. Eğer her insan, yaşamının
bir döneminde bel ağrısı riski altındaysa ağrıya yol açabilecek
durumları yakından tanımalıdır.
1. Ağır kaldırma : Kaldırılan cismin ağırlığı ve işlemin tekrarına bağlı olarak risk artmaktadır.
2. Sarsıntı-titreşim : Kamyon, otobüs, minibüs, taksi, iş makinesi gibi taşıtları sürekli kullanarak sarsıntıya maruz kalmak.
3. Bazı sporlar : Jimnastik, futbol, güreş ve kürek gibi sporlarla uğraşmak.
4. Kişisel risk faktörleri
30 yaşın üzerinde olmak
Bedensel olarak zorlayıcı işlerde çalışmak
Kötü ve uzun süre oturma alışkanlığına sahip olmak
Uzun süre öne eğik pozisyonda ders çalışmak, uygun olmayan sıra ve sandalyelerde oturmak
Gebe olmak
Sigara içmek
Daha önce bel ağrısı geçirmiş olmak
Tedaviye başlamada gecikmek
Stres, depresyon ya da ruhsal bozukluklar yaşamak, işinden memnun olmamak, takdir edilmemek
100e yakın sebebi olan bel ağrıları kısaca 2 gruba ayrılır:
1.
Mekanik nedenler : İstirahatle azalan, hareketle artan bel ağrıları
(bel fıtığı, kireçlenme, omur kaymaları, omur eğrilikleri, kas
ağrıları)
2. Enflamatuar nedenler : İstirahatle veya hareketle
ağrının özelliğinde değişikik olmayan grup (romatolojik, nörolojik ve
kan hastalıkları, kanser, kırık, iç organ kaynaklı vb.)
Belirti ve bulguları siz de var mı
Belde ağrı ve kasılma
Hareket kısıtlılığı
Bacağa yayılan ağrı ve uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük
Topallayarak yürüme
Vücutta bir tarafa çarpılma
Bazen idrar tutamama
En gelişmiş yöntemlerle teşhis edilir
Doktor,
bel ağrılı hasta ile yapacağı görüşmede ilk önce, hem ağrının ne zaman
ve nasıl ortaya çıktığını tespit eder, hem de risk faktörlerini
belirler. Daha sonra muayeneye geçilir. Ağrının beldeki hangi
yapılardan kaynaklandığı, sinir sıkışması varsa, ciddiyeti belirlenir.
Tanı amacıyla röntgen filmi veya gerekirse BT (bilgisayarlı tomografi),
MR (manyetik rezonans) görüntüleme yöntemleri kullanılarak hastanın
eklemleri, bağları, sinirleri, omurgası ve omurlar arası diskin durumu
tespit edilir. Diskte oluşan fıtıklaşma, diskin yırtılıp yırtılmadığı
MR görüntüleme yöntemiyle kolaylıkla görülür. Bundan sonraki basamak
hastanın tedavisinin düzenlenmesidir.
Uygun tedavi seçilmelidir
Bel ağrılarına yol açan sebepler uzman hekim tarafından teşhis edildikten sonra uygun tedavi programlanır.
İlaç tedavisi :
Ağrı kesici, kas gevşetici ilaçlar
sıkça kullanılmaktadır. Bunlar zedelenme bölgesinin tamirinin
hızlanmasını sağlar. Ancak özellikle mide-barsak sistemi üzerindeki yan
etkileri yönünden dikkatli olmak gerekir.
İstirahat:
Artık bel ağrılı hastalara, uzun süreli
yatak istirahati önerilmiyor. Aksine mümkün olan en kısa sürede hastayı
yataktan kaldırarak günlük yaşama dönmeye ve egzersiz yapmaya motive
etmek gerekiyor.
Korse uygulaması:
Korse kullanımı çok ağrılı vakalarda
kısa süreli olmak şartıyla zaman zaman uygulanabilir. Ancak hastanın
korseyi alışkanlık haline getirmesi, kendine olan güvenini yitirmesine,
kasların zayıflamasına ve esnekliğini kaybetmesine neden olacağından
önlenmelidir.
Fizik tedavi yöntemleri:
Hastaya uygun olanı seçmek
koşuluyla derin ve yüzeysel sıcak uygulama, soğuk uygulama,
elektroterapi, masaj, traksiyon (otomatik makinayla aralıklı bel
çekme), egzersiz tedavisi, hastayı kısa sürede günlük yaşama döndürmek
için en etkili ve güvenilir yöntemlerdir.
Cerrahi yaklaşım:
Beldeki sinir yapılarının, hasar
görmelerine neden olacak şekilde baskı altında kalması durumunda, diğer
yöntemlerle iyileşmesi mümkün olmayan hastalarda sinir üzerindeki baskı
ameliyat yoluyla kaldırılarak hastanın ağrılarına son verilir. Eskiden
beri hastaların korkulu rüyası haline gelen bel fıtığı ameliyatları
günümüzde korkulan bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Uygun endikasyon,
yani doğru hasta seçimi halinde bel fıtığı ameliyatlarından fayda görme
oranı çok yüksektir.
*
Bel fıtığı Uygun tedavi yönteminin seçilmesi halinde bel fıtığı hastalarının iyileşme şansı çok yüksektir...
Bel
fıtığında erken teşhis çok önemlidir. Çünkü, erken teşhis en çabuk
sürede uygun tedaviye karar verilmesini sağlar. Uygun bir zamanlama ile
yapılan cerrahiden hastanın faydalanma oranı daha yüksek olur. Hastalık
belirli bir dönemi geçtikten sonra yapılan tedaviler ağrıyı geçirse de
uyuşukluk, kuvvetsizlik gibi hastalığın belirtileri tam olarak
düzelmeyebilir. Bu nedenle, erken teşhis ve eğer gerekiyorsa erken
cerrahi tedavi hayati önem taşır.
Bel fıtığı, insan omurgasını
oluşturan kemikler arasında vücudun yükünü dengeli olarak sağlayan disk
dediğimiz dokunun fıtıklaşarak, komşuluğunda bulunan sinirlere doğru
yer değiştirmesi ve bunları baskı altında bırakmasıdır.
İnsan
vücudunun ağırlığını taşıyan omurgadır. Bu nedenle özellikle belin alt
bölgesine binen yük, zorlayıcı hareketler, eğilip bükülme sonucu disk
yapısının bozulması başlıca sebepleri oluşturur. Daha nadiren olmak
üzere de çeşitli kazalar bel fıtığına sebebiyet verebilir.
Yaş,
şişmanlık, ailesel yatkınlık, genetik özellikler, omurga yapısı bel
fıtığı oluşumunda ve belirtilerinin görülmesinde önemlidir.
Bel fıtığının belirtileri nelerdir?
Bel ağrısı
Bacaklara vuran ağrı
Bacaklarda, ayakta uyuşma, güçsüzlük nadiren de olsa yanma ve iğnelenme
İdrar yapamama ya da idrar kaçırmadır.
Bel fıtığı teşhisi nasıl konur?
Muayene
İleri görüntüleme yöntemleri ile inceleme (bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans)
Görüntüleme
yöntemlerinin değeri, ilgili uzmanın değerlendirmeleri ve yorumu ile
artar. Bel fıtığının belirtileri genellikle ilk 8 ila 12 hafta içinde
gerilediğinden, ileri tetkik yöntemleri sadece ameliyat düşünülen
hastalarda yapılmalıdır.
Bel fıtığının tedavi seçenekleri nelerdir?
İlaç tedavisi
Yatak istirahati
Fizik tedavi ve rehabilitasyon
Epidural kateterizasyon
Ameliyat
Bel fıtığı cerrahisi nasıldır?
Bel
fıtığı ameliyatının esası; omurga kemikleri arasında fıtıklaşıp
omurilik ve sinir dokusu üzerine doğru yer değiştirerek sinir dokusunu
baskı altında tutan fıtık parçasının çıkartılması, temizlenmesi ve
sinir dokusunun rahatlatılmasıdır. Fıtıklaşan bu bölgeye ulaşmak için
mutlaka bir cerrahi müdahale gereklidir. Cerrahi yöntemler arasında
temel olarak yapılan işlem ve sonuç açısından çok önemli farklılıklar
bulunmamaktadır. Her bir yöntemin kendine göre endikasyonları,
yapılabilme durumları mevcuttur. Önemli olan hastanın yapılan işlemden
gördüğü neticedir.
Bel fıtığı cerrahisindeki başarı yüzdesi nedir?
Uygun
endikasyon, yani doğru hasta seçimi halinde bel fıtığı ameliyatlarından
fayda görme oranı yüzde 95tir. Yüzde 5 oranında ise doğru ameliyata
rağmen yakınmaların devam etme riski vardır.
Ameliyat olan hasta ne kadar süre sonra iyileşebilir?
Özellikle
son 15-20 yılda bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans görüntüleme
gibi tanı yöntemlerinin kullanılmaya başlaması bel fıtığını tespit etme
ve başka hastalıklardan ayırdetmede büyük kolaylıklar sağlamıştır. Buna
paralel olarak ameliyat tekniklerinde de gelişmeler olması sonucu bel
fıtığı ameliyatları korkulan bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Artık
hastanede kalma süresi giderek kısalmakta, hasta en kısa sürüde günlük
yaşamına tekrar dönebilmektedir.
Bel fıtığı hastalarına tavsiyeler:
Bel fıtığı ağrılarının nedeninin tam olarak teşhis
edilebileceği bir merkeze ve bu konuda uzmanlaşmış bir hekime
başvurulmalıdır.
Bel ağrısının nedeni bel fıtığıysa, bunun ameliyat gerektirip gerektirmediği ortaya konmalıdır.
Ameliyat gerektirmeyen durumlarda istirahat, ilaç tedavisi ve daha sonra bazı durumlarda fizik tedavi yeterli olmaktadır.
Ameliyatın gerekli olduğu durumlarda; hem nasıl bir ameliyat
yapılacağı ve ameliyatın zamanlaması, hem de ameliyat sonrası dönemde
dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda hastaya yardımcı olunmalıdır
*
Boyun fıtığı Her
yaşta görülebilen tedavi edilebilir bir hastalık: Boyun fıtığı her
yaşta görülebilir. Şiddetli ağrı ve sertlik genellikle birden ortaya
çıksa da, başlangıçta hafif olup, günler hatta haftalar süren bir dönem
içinde şiddeti artabilir. Ağır vakalarda kollarda ve ellerde
karıncalanma, kuvvetsizlik ve uyuşukluk eşlik edebilir. Kaslardan biri
veya birden fazlası zayıflayabilir.
Bazı boyun hareketleri kol
ağrısı ve uyuşmayı artırabilir. Yeni başlayan ağrılar, zaman içinde
destek tedavisi ile iyileşebilir. Ancak kısmi ve büyük felçli olanlarda
iyileşme cerrahi tedavi gerektirir. Toplumda boyun ağrısı şikayetine
sıkça rastlanır. Çok sık görülmesine rağmen bu ağrıların altında yatan
nedenleri hiç kimse pek de merak etmez. Nasıl olsa bir gün geçer diye
düşünülür. Ağrılar geçmeyip de rahatsız edici bir hâl alınca nedenleri
sorgulanmaya başlanır. Oysa ki, her hastalıkta olduğu gibi, boyun
hastalıkları içinde de erken teşhisin önemli olduğu gözardı
edilmemelidir. Boyun fıtıkları, boyun omurları arasındaki disk denilen
yapıların veya bu bölgedeki yumuşak dokuların, omuriliğin ve kollara
giden sinir köklerinin çıktığı bölgelere bası yapması sonucu, bir grup
klinik bulgu olarak ortaya çıkar.
Boyun fıtığı rahatsızlığı olan
hastaların çoğu, belirlenebilen travma veya stres olmaksızın,
sabahleyin uyanmada ortaya çıkan bir başlangıca sahiptir. Boyun
hareketlerinde ağrılı kısıtlama vardır. Boynun ekstansiyonu, yani
ön-arka hareket ekseni boyunca arkaya doğru gerilmesi, boyun fıtığı
hastalığı mevcut olduğu zaman genellikle ağrıyı şiddetlendirir.
Hastalar, kollarını yükseltip başlarının arkasına yerleştirmekle
çoğunlukla ağrıda hafifleme sağlarlar. Bunun yanı sıra sinir basısını
saptamada muayene esnasında yaptığımız bir takım testler vardır. Boyun
ve omuz bölgesinde olan ve kollara yayılan her ağrı, her rahatsızlık
şüphesiz boyun fıtığı demek değildir. Bu konuda yukarıdaki şikayetleri
devam eden hastanın uzmana başvurmasında yarar vardır. Çünkü muayene
bulguları gerek hastalığı saptamada, gerekse tedavinin
yönlendirilmesinde oldukça önem taşımaktadır.
Gerekli görüldüğü
takdirde düz röntgen incelemesinin yanında, boyun omurlarına yönelik
tercihen MRI incelemesi ve EMG seçkin yöntemlerdir. Boyun fıtığına
bağlı sinir kökü basısı bulunan hastaların yüzde 95inden fazlası
cerrahi gerekmeksizin iyileşecektir. Bu iyileşme periyodunda bazı fizik
tedavi yöntemleri faydalı olacaktır. Cerrahi tedavi, iyileşme
göstermeyenler veya diğer tedavi yöntemlerine rağmen ilerleyici
nörolojik hasar gelişenler için gereklidir. Doğru endikasyon halinde
boyun fıtıklarına cerrahi yaklaşım, sonuçları genellikle iyi olan
seçkin bir yöntemdir.
*
El hastalıklarında mikrocerrahi Yaygın
kanaatin aksine el cerrahisi sadece el yaralanmaları ya da kopmaları
ile ilgilenmez. Doğumsal el ve kol sakatlıklarından felçlere, romatoid
el hastalıklarına ve tümörlere kadar uzanan geniş bir ilgi alanı
vardır.
El hastalıkları yaş dönemlerine göre ayrılır. Bu yaş
dönemleri; bebeklik, çocukluk - gençlik ve orta - ileri yaş olmak üzere
üç bölümden meydana gelir.
Bebeklik dönemi
Yeni
doğmuş bir bebeğin elinin şekli, parmakların sayısı, uzunluğu ya da
kısalığı, parmaklardaki yapışıklık hemen ilk göze çarpan bulgulardır.
Hareketlerini gözlemek, gücünü tartmak sinir yapısını ölçmede önemli
bilgiler verir. Aslında sıkça rastlanan ama çocukların ellerini yumruk
gibi yapmaları yüzünden gözden kaçan bir başka bulgu da başparmağın
(diğerlerinde de olabilir) tendonun sıkışmasıdır. Bu hastalıkta
başparmak tam açılamaz ve avuç içinde sertlik ele gelir. Tüm bu
hastalıkların bu çağda yapılacak tedavisi, kolay ve sonucu en güzel
olandır. Doğum sonrası ve ileride de çeşitli sebeplerle oluşan felçler,
hareket ve güç kayıpları .... ile birlikte tedavisi yapılarak başarılı
olunmaktadır.
Çocukluk ve gençlik
Bu çağda
yaşın da etkisi ile başlayan yaramazlıklar neticesinde yaralanmalar ilk
sırayı alır. Tendon, damar, sinir kesilerine ve kırıklara sıkça
rastlanır. Oluşan doku kayıpları ve kesiler mikrocerrahi yöntemi ile
başarı ile onarılmaktadır.
Ağrılı el bileği, eli ve parmakları
oynatamama dikkat edilmesi gereken hususlardır. Eldeki şişliklerin,
özellikle el bileği sırtında oluşan küçük şişliklerin tedavisi
geciktirilmemelidir.
Yurdumuzda sağlığa verilen önemin azlığı
sonucu sınıkçı diye tabir edilen kişilerin bilimsel yaklaşımdan yoksun
uygulamaları incinme, bertilme gibi yanlış tabirlerle geçiştirdikleri
hastalıkların ileride büyük sorunlara yol açtığını bilmekteyiz.
Tırnak
ve parmak bakımına dikkat edilmeyen çocuklarda hele de parmaklarını
yiyen hastalarda abse ve iltihaplanmalara sıkça rastlamaktayız.
Tümörler nadir de olsa gördüğümüz; ancak erken müdahale ile tedavide başarı elde ettiğimiz hastalıklardır.
Orta ve ileri yaşlar
Bu
grup hastalarda yaralanmalar, iltihap ve tümörlerin yanı sıra diğer
kendine has hastalıklara da rastlamaktayız. Şöyle ki, romatizmal
yakınmalar ön plana çıkmaktadır. Şekil bozukluğuna dek yol açacak
romatizmalarda müdahale sakat kalmanın önüne geçecektir.
Özellikle
hanımlarda karşılaştığımız bir diğer hastalık da parmak uçlarında
uyuşma, his kaybı ve başparmakta güçsüzlükle başlayan sinir
sıkışmalarıdır. Sıkışan doku hele de sinir gibi önemli bir yapı ise
mutlak incelenmelidir. Erken dönemde tedavi edilerek ileride eli
kullanamama, hissetmeme gibi sonuçlar doğuracak durumlarla
karşılaşılmış olur.
Guatr, gebe, aşırı kilo alıp verme, bilek
kırığı, boyun kireçlenmesi gibi hastalığı olanlar bu konuya daha fazla
hassasiyet göstermelidirler.
Avuç içindeki büzüşmeler,
liflerde hareketlerle oluşan ağrı, parmakların hareketi ile sıkışıp
birden gevşeyen (tetik gibi) olgular yine erken olmaları kaydı ile
başarı ile tedavi edilmektedirler.
El bileği kırığı, yaşlı
kemik erimesi olan hastalarda sıkça üzerine düşme neticesinde
oluşmaktadır. Eğri kaynama, geç dönemde ağrı, hareketsizlik ve
güçsüzlüğü getirdiğinden kaynamış bile olsa düzeltilmesi gerekmektedir.
Sık tekrarlayan hareketlerin (örneğin daktilo, bilgisayar gibi
büro makinelerini ya da tornavida gibi el aletlerini kullanma, el işi
yapma) zamanla yaptığı aşınmaların ağrılarını da burada belirtmek
gerekir. Tırnak ve parmaklardaki yanlış ve gereksiz çekimlerin yaptığı
kozmetik bozukluklar da el cerrahisinin ilgi alanı içerisindedir.
*
Fizik Tedavi Fizik Tedavi
Alm. Pysikalische Therapie (f), Fr. Thérapie (f) physique, İng.
Physical therapy. Hastalıkların tedâvisinde fizik ajanların (ısı,
hareket ışın, elektrik) kullanıldığı bir tıp dalı. Fizik tedâvi,
vücudun motor (hareketle ilgili) fonksiyonlarını etkileyen hastalık
veya ağrıların tedâvisini, hastaların rehabilitasyonunu (eski hâle
getirilmesini) sağlayarak yapan bir uzmanlık dalıdır. Bu sebeple “fizik
tedâvi-rehabilitasyon” bilim dalı olarak da adlandırılır. Fizik tedâvi
hastaların daha rahat ve verimli bir hayâta dönmesini gâye edinir.
Esas
îtibâriyle insan vücudu muhtelif enerji şekillerinin husûle geldiği
muazzam bir yapıdır. Bu muazzam yapı içinde meydana gelen fizikî ve
kimyevî olaylar, sıcaklık, mekanik hareket gibi neticeler sağlar.
Organizmanın kendi içinde meydana gelen bu fizik enerji şekillerinin
yanında dışarıdan da fizikî enerjilerin verilmesi ve enerji şekli ve
dozuna göre vücutta çeşitli değişikliklerin meydana getirilmesi
mümkündür.
Fizik tedâvi vâsıtalarının hemen hepsi, insan
vücuduna cilt yoluyla tatbik edilen vâsıtalardır. Derimiz sâdece
koruyucu değil, daha birçok vazifesi olan bir organımızdır. İç
organların bir kısmı, hemen üzerlerindeki bir kısmı da daha uzak
noktalardaki deriyle, sinirleri vâsıtasıyla sıkı bir temas ve münâsebet
hâlindedir. Deriden yapılan tesirler ile iç organlarda ortaya çıkan
olaylara “revülsiyon” denir. Genel olarak fizik tedâvi, deri ve
derialtı dokusunda, damarlarda değişiklikler husûle getirip,
metabolizmaya tesir etmek için kullanılır.
Târihin çok eski
devirlerinden beri insanlar, fizikî ajanları, hastalıkların tedâvisinde
kullanmışlardır. Başlangıçta güneş, tabiî sıcak su kaynakları,
torpidobalığının elektrik deşarjları gibi tabiî fizik enerji
kaynaklarını tedâvi vâsıtası olarak kullanan insanlar, teknik
ilerledikçe yeni fizikî kaynakları hastaların istifâdesine
sunmuşlardır. Sun’î fizik vâsıtalarının tedâvi sahasında kullanılmaya
başlanmasındaki en mühim âmil, elektrik enerjisinin keşfi ve
kullanılmaya başlanmasıdır. Elektriğin hastalıkların tedâvisinde
kullanılmaya başlanılması ise 18. yüzyılda Benjamin Franklin tarafından
gerçekleştirilmiştir.
Fizik tedâvi bir tıbbî servis olarak
Birinci Dünyâ Savaşından sonra gelişti. Bu gelişmeye çocuk felci
salgınları ve savaşların sonucunda ortaya çıkan sakatlanmış genç insan
yığınları sebep oldu. Daha sonraları fizik tedâvi, kırık, yanık, verem,
bel ağrıları, bayılmalar ve sinir harabiyetleri ile de ilgilendi. Fizik
tedâvi, ortopedik cerrâhî ile de yakından ilgilidir. Bundan başka hemen
her tıp dalında uzmanlaşmış hekimler tarafından fizik tedâvi hastalara
sık olarak tavsiye edilmektedir.
Fizik tedâvinin amaçları
şöylece özetlenebilir: Ağrının giderilmesi, kuvvet ve hareket gibi
fonksiyonların yeniden sağlanması, zarûrî hareketleri yapabilmesi için
hastaya gereken eğitimin verilmesi, vücudun çeşitli fonksiyonlarının
ölçülmesi. Bu son konudaki testler: Kas kuvveti, eklem hareketlerinin
derecesi, soluk alma kapasitesi, kalp fonksiyonlarının ölçülmesi gibi
konuları ihtiva eder.
Tedâvi tipleri: Sık kullanılan metodlar şunlardır: Isı, masaj, hareket (egzersiz), elektrik akımı ve fonksiyonel eğitim.
Isı:
Genellikle tedâvi edilen bölgede ağrıyı azaltıcı ve dolaşımı tenbih
edici etkisi sebebiyle kullanılır. İnfrared lambaları, kısa dalgalı
radyasyon veya diatermi akımları, sıcak nemli kompresler, sıcak su,
erimiş haldeki parafin mumu veya ultrason (ses ötesi) dalgaları
şeklinde uygulanır.
Masaj: Temelde dolaşıma yardımcı olmak,
ağrıyı veya kas kasılmalarını (spazmı) azaltmak gâyesiyle uygulanır.
Masaj daha çok eller vâsıtasıyla, bâzan da girdaplı su veya mekanik
cihazlar vâsıtasıyla yapılır.
Egzersiz: En çok uygulanan
tedâvi şeklidir. Bu yolla eklemdeki hareket miktarı arttırılır veya
kasın uyumlu bir şekilde hastanın kontrolü altında kasılıp gevşemesi
sağlanır. Hareket fizik tedâvi uzmanı tarafından yaptırılır. İyice
eğitilen hastalar da düzenli olarak kendi başlarına belli eksersizleri
yapabilirler. Pasif denilen başkasının yaptırdığı veya kendisi bir güç
harcamadan yapılan hareketler eklemin hareket kâbiliyetini arttırmada
yardımcı olabilirler. Bir kasın kuvvetlenmesi lüzum ettiğinde
hastaların aktif hareketler yaparak kasları çalıştırmaları
gerekmektedir. Çeşitli egzersiz cihazları mevcuttur. Egzersiz tedâvisi
eklem hareketini kısıtlayan durumlarda, felçlerde, soluk alma
bozukluklarında kullanılır.
Elektrik akımları: Sathî kaslara
ciltten düşük akımlar uygulanarak kasılma sağlanabilir. Bu metod
zayıflamış kasların alıştırılması ve sinirlerin sağlam olup olmadığını
anlamada kullanılır.
Fonksiyonel eğitim: Bu yolla hastanın
sakat hâline rağmen rahat ve güvenilir bir hayat sürmesi ve
ihtiyaçlarını karşılayabilmesi sağlanır. Bu tip bir eğitim uzun zaman
alır. Hastaya sâdece sakat kısımlarını değil, diğer uzuvlarını da
kullanmasını gerektiren çeşitli meşguliyetler öğretilir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
*
Hipoterapi Hipoterapi
gereği, spastik çocuklar, çıplak ata eğersiz bindiriliyor. Atın vücut
sıcaklığının gergin kaslara temas etmesi sonucu çocuklarda büyük bir
gevşeme gerçekleşiyor. Örneğin bir yıl önce tek başına ayakta bile
duramayanlar, bugün kendi başlarına merdiven çıkabiliyor. Çocukların
kendi kendilerine hareket edebilmelerinden duydukları sevinç de
psikolojik bir rahatlama getiriyor.
İlk kez M.Ö. 5. yüzyılda
Yunanlı askerlere uygulanan hipoterapi tedavisi, daha sonraki
yüzyıllarda unutulmuş. 19. yüzyıl İngiltere'sinde yeniden uygulanmaya
başlanmış ama o dönemde de sürekli bir tedavi yöntemi olarak
kullanılmamış. Bugün İngiltere ve Avustralya'da iki merkezde uygulanan
hipoterapi yöntemi, ABD'de bazı özel kliniklerde denileniyor.
Hipoterapinin Batı'da yaygın bir tedavi yöntemi olmamasının en önemli
nedeni maliyetinin yüksek olması.
Türkiye'de hipoterapiyi ilk
kez deneyen Ankara'daki Pırıl Özürlü Çocuklar Merkezi'nde bu tedavi
için ayrıca bir ücret alınmıyor. Ancak yöntem, çocukların hepsine
uygulanmıyor. Hipoterapi tedavisi görecek çocuğun algılamasının
gelişmiş olması, komut alabilecek düzeyde olması gerekiyor.
İyileşme
süresi de yine çocuğa göre değişiyor. Atla tedavi uygulamasına
başladıktan altı ay sonra bir değerlendirme yapan yöneticiler, kendi
başına yürüyemeyen çocukların vücut dengelerini kurabildiklerini
görmüşler. Yürümeyi başaranlar, hipoterapiden ayrılıp fizik tedavi
merkezindeki egzersizlerine dönüyorlar. Eğitim görenler sadece çocuklar
değil. Merkez, aileler için iki psikiyatrist eşliğinde haftada bir gün
psikolojik destek dersleri veriyor
*
Kalça Çıkığı Kalça Çıkığı Uyluk kemiği başının kalça eklemindeki yuvasından çıkması.
Yetişkin
kişide, normal olarak, kalça ekleminde uyluk kemiğinin başı eklem
yuvasına sıkıca yerleşmiştir ve ancak çok ciddi zedelenme olaylarında
yerinden çıkabilir. Bu çıkık öne veya arkaya olabileceği gibi uyluk
kemiği istikametinde gelecek travmalarda uyluk kemiğinin başı eklem
yuvasını kırarak çıkık kalça boşluğuna doğru da gelişebilir. Çıkık
sıklıkla arkaya doğru olur ve o zaman siyatik sinirinin zedelenmesine
bağlı bacak felci veya kanlanma yetmezliğine bağlı uyluk kemiği başının
hayatiyetini kaybetmesi gibi komplikasyonlar gelişebilir. Çıkık, genel
anastezi (narkoz) altında yerine konur ve bacak, alçı veya çekici
tarzda askıya alınarak, eklem, dört hafta hareketsiz tutulur. Bu süre,
eklem kapsülü yırtıklarının şifasına imkan verir. Bazı vakalarda
çıkığın cerrahi olarak yerine konması gerekebilir. Öne doğru çıkıklarda
komplikasyonlar daha azdır. Tedavi bir önceki gibidir. Kalça boşluğu
içine doğru olan çıkıklarda olay hafif ise uyluğun çekici tarzda askıya
alınması yeterli olabilir. Eğer ciddi ise ameliyatla eklemin
hareketinin dondurulması veya sun’i eklem protezi takılması gerekir.
Kalça
çıkığının özel nitelik taşıyan bir şekli “doğuştan kalça çıkığı”dır.
250-300 canlı doğumda bir görülür ve kızlarda erkeklerden 8-10 misli
daha sıktır. Zamanında teşhis ve koruyucu tedavi yaptırmakta
gecikildiğinden memleketimizde hala ciddi sakatlıklarla
neticelenebilmektedir. Halbuki bebek yürümeden uygulanacak koruyucu
tedbir ve tedavilerin neticesi genellikle yüz güldürücüdür.
Doğuştan
kalça çıkıklığının başlıca sebepleri arasında anne hormonlarının çocuk
kalça ekleminde gevşeklik yapması, genetik faktörler ve anne karnındaki
kötü duruşlar yer alır. Tipik şekilde doğumda çıkık yoktur, fakat
çıkığı hazırlayıcı eklem gevşekliği vardır. Çıkık genellikle ilk
kundağın uygulanması ile gelişir. Birkaç saatlik kundak uygulanması
bile çıkığın meydana gelmesi için yeterli olabilmektedir. Bazı basit
arazlar (belirtiler) aileyi ikaz etmelidir. Eğer bebek sırtüstü
yatarken bacaklarını kurbağa gibi iki yana açamıyorsa, dizler
bitiştiğinde biri daha aşağıda kalıyorsa, uyluktaki çizgiler simetrik
ve aynı sayıda değilse, bir bacağına basarken diğerine basamıyorsa, iki
uyluk arası anormal derecede açıksa mutlak bir hekime gösterilmelidir.
Yürüyen çocuktaki belirtiler ise, zaten aileyi hekime götürecek kadar
bariz aksamalar şeklindedir.
Tedavi: Yeni doğanda, doğuştan
kalça çıkığı tesbit edilirse kundak yasaklanır ve bacakları iyice
açacak kadar bol arabezi konur. İki aylığa kadar özel frejka yastığı da
kullanılabilir. Bebek 3-18 ay arasındayken tesbit edilen çıkıklarda
özel cihazlar ve alçı teknikleri gerekir. 18 ay-6 yaş arasında iyi
sonuçlar veren ameliyatlar vardır. Altı yaştan, hele 10 yaştan sonra
ameliyatlar bile anatomik kusuru tam düzeltemez, ancak yine de hastanın
faydasınadır.
*
Karpal Tünel Sendromu El-Bilek Kanalı Hastalığı (Karpal Tünel Sendromu)
Karpal
tünel sendromu, el bileğinin bir hastalığıdır. Bilekteki karpal
tünelden geçen median sinirin sıkışması sonucu ortaya çıkar. El-Bilek Kanalı Hastalığı belirtileri nelerdir?
#
Geceleri ellerde ortaya çıkan ve zaman içinde giderek şiddetlenen
uyuşmalar ve ağrılar. Uykudan uyandırcak kadar kötü olabilir ve kola,
omuza yayılabilir. # Avuç içinde ve parmaklarda his kaybı veya elektrik çarpması hissi. Özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda görülür. # Elde kuvvet kaybı, tutamama, tutulan şeyleri düşürme. # Eli sallamakla bu ağrıların hafiflemesi.
Neden olur?
El-Bilek
kanalı hastalığı hekimler tarafından çok eskiden beri bilinmesine
rağmen başka hastalıklarla karışabilmekte ve çoğu zaman hastalar doğru
tanı alamadığı için hekim-hekim dolaşmaktadır. El-bilek kanalı
hastalığı yerine boyun fıtığı tanısı alarak ameliyat olmuş ancak
şikayetlerinden kurtulamamış hastalara sık rastlanmaktadır.
El
bileği karışık bir anatomik yapıya sahiptir. Parmak ve el hareketlerini
sağlayan adele-sinir-damar kompleksi buradan geçerek, dağılır. Median
sinir dediğimiz, başparmak ve işaret parmağının hareket ve duyusunu
sağlayan bir sinirde bileğin iç yüzünün ortasından geçerek el içinde
dallara ayrılır. Bu sinirin üstü, el bileği hizasında ve kısmen de avuç
içinde kalın koruyucu özelliği olan bir bandla kaplıdır. Bu koruyucu
band , orta yaşlara doğru çeşitli nedenlerle kalınlaşarak, altında
kalan ve koruduğu siniri sıkıştırır.
Karpal tünel ve median sinir.
En
sık nedeni aşırı kullanmaya bağlı bant kalınlaşmasıdır. Özellikle
bileğine yük vererek senelerce çalışan kimselerde, daktilo-bilgisayar
kullanlarda, örgü ören ve yoğun ev işleri yapan ev hanımlarında, oto
tamircileri gibi el bileğini çok kullanan kişilerde sık ortaya çıkar.
Bazen bu hastalık başka bir hastalığın parçası olarak karşımıza çıkabilir. # Diabetes Mellitus # Hipotiroidizm # Akromegali # Romatoid Artrit # Gut gibi..
Nasıl teşhis konulur?
Tanı,
şikayetlerin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin
araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan
hastaların bir kısmında , el bilek kanalı hastalığı da mevcut olup, bu
duruma çift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü
sıkışmıştır, hem de el bileği kanalı darlığı mevcuttur.
Boyun MR’ı ve ENMG (sinir elektrosu) tetkikleri yapılarak tanı kesinleşir. El-Bilek Kanalı Hastalığının Tedavisi
Başlangıçta, # Aşırı kullanmayı engellemek, el bileğine aşırı yük binmesine neden olacak işlerden kaçınmak # Ağrı kesiciler ve antienflamatuvar ilaçlar # Bilek egzersizleri # El bileği atelleri, gece atelleri # Lokal ya da sistemik kortizon enjeksiyonları çoğu kimse için yeterli olmaktadır.
Ancak
zaman içinde şikayetler tekrar başlar ve kalıcı çözüm basit bir cerrahi
girişimle sinirin serbestleştirilmesidir. Lokal veya genel anestezi
altında, mikroskop kullanılarak el bileğinden avuç içine doğru yapılan
1-2 santimlik bir kesiyle, sinirin üstündeki band kesilerek, sinirin
sıkışması ortadan kaldırılır. Bu yöntem kalıcı bir rahatlamaya neden
olur. Ameliyat sonrası 3-5 gün el bileği istirahatini takiben, hasta
normal yaşantısına döner. Önerilerimiz: # Daktilo ve bilgisayar kullanırken, zaman zaman ellerinizi istirahat ettiriniz. # Ev işlerinde bileğe çok güç binen durumlarda dikkatli olunuz. # Gece uykuda bileğinizin üstüne yatmayınız. # Özellikle geceleri ellerinizde uyuşmalarla uyanıyorsanız, uykunuz bölünüyorsa el-bileği kanalı hastalığı başlıyor demektir. # Tedavisi mümkün olan bu hastalıkta basit bir cerrahi girişim kalıcı çözüm sağlar.
Op.Dr.Levent Akduygu Türkiye Hastanesi
*
Kemik Erimesi Osteoporoz
diye adlandırılan kemik erimesi, dünyanın her yerinde milyonlarca yaşlı
insanı yataklara, tekerlekli sandalyelere bağlıyor. Ancak, bir
hormonun, kemikleri canlı tutmasının sırlarını keşfeden bir grup
araştırmacı, soruna çare bulduklarını düşünüyorlar.
Araştırmacılar,
paratiroid hormonu (PTH) denilen ve kanda kalsiyum miktarını kontrol
eden bir maddeyle sürekli aşılanan hayvanların, daha iri kemikli duruma
geldiklerini son 50 yıldır bilmekteydiler. Ancak bu hormonun, hangi
mekanizmayla etki yaptığını bilmediklerinden osteoporoz tedavisi için
başka yöntemlere ve genellikle kemik yitimini yavaşlatan hormonlar ve
ilaçlara başvuruyorlardı. Bunlardan bazılarının kemik yoğunluğunu bile
yükseltmelerine karşın, yaşlılarda bazen ölümle bile sonuçlanan kemik
kırıklarının tedavisinde aciz kalıyorlardı.
ABD'nin Little
Rock Kenti'ndeki Arkansas Tıp Bilimleri Üniversitesi'nde bir grup
araştırmacı ise, PTH'nin yeni kemik yapma becerisinin sırrını ortaya
çıkarmış bulunuyorlar.
Araştırmacılara göre PTH, "osteoblast"
denilen ve yeni kemik dokusu oluşturan uzmanlaşmış hücrelerin
intiharını önlüyor. "Apoptoz" denilen programlanmış ölüm, hücrelerin
çoğalmasını normal bir düzeyde tutuyor.
Araştırmacılar, her
gün düzenli olarak insan PTH'si aşılanan farelerde hücre intiharının 10
kat azaldığını gözlemişler. Bunun pratik anlamı da, daha fazla "işgücü"
ve bu sayede de daha sağlıklı kemik dokuları.
Üniversite'nin
osteoporoz bölümü başkanı Profesör Stavros Managolas, "eskiden kemik
kaybını önlemekten sözederdik; şimdiyse yaptığımız kemik kütlesini
arttırmak" diyor. "Anlayacağınız, artık ilk kez, süreci tersine
çevirmekten, yani tedaviden sözedebiliriz."
Managolas ve ekip
arkadaşı Robert Jilka, insan osteoblastlarının da intihar için
programlandıklarını kaydederek, gerek PTH'nin, gerekse inceledikleri
başka bazı maddelerin hücrelerin daha uzun süre çalışmalarını
sağlayarak, insan kemiklerini güçlendireceği konusunda güvenliler.
*
Kemik İltihapları Kemik İltihapları
Genellikle çocuklarda görülen ve tıpta osteomiyelit olarak bilinen bir
kemik hastalığı. 12 yaşından sonra az görülür. Yine de vak’aların yüzde
on ikisi, 12 yaşından sonra görülür. Her hastalıkta olduğu gibi kemik
iltihabının da “had” ve “müzmin” şekilleri vardır.
Had kemik
iltihapları: Kısa sürede gelişen ve çok şiddetli belirtilerle kendisini
gösteren bu şeklin amili yüzde doksan stafilokok denen mikroplardır. Bu
mikropların kemiğin içine kadar girmeleri umumiyetle derinin iltihabi
hastalıkları seyrinde vuku bulur. Yeni doğan bebeklerde ise göbekbağı
iltihapları Ünlüdur. Farenjit, sinüzit ve zatürre gibi iltihabi
hastalıkların tedavisiz kalmaları neticesinde de kemik iltihapları
başgösterebilir. Çeşitli silahlarla olan yaralanmalar, ameliyat ve
enjeksiyon yollarıyla da kemik iltihabı teşekkül edebilir. Kemik
yaralanmaları haricinde diğer bütün iltihabi durumlarda mikroplar kan
yoluyla kemiğe ulaşırlar ve Özellikle vücuttaki uzun kemiklerin
enlemesine büyümesini sağlayan metafiz ile uzunlamasına büyümeyi temin
eden epifizin birleşme yerlerinde köşelerde çoğalarak iltihabı
başlatırlar. Bunun sebebi bu bölgelerde kan akımının çok yavaş ve hatta
bazı bölgelerde hemen hemen durgun olması, bu bölge hücrelerinin
mikropları yutma kabiliyetlerinin pek bulunmaması olarak kabul edilir.
Hastalığın
belirtileri arasında en göze çarpanı, yüksek ateştir. Fakat yeni doğan
bebeklerde yüksek ateş bulunmayabilir. Diğer mühim belirtiler, o
bölgenin şişmesi, çok ağrılı olması, kızarık ve sıcak olması ve yakın
mafsalın hareketinin çok kısıtlanmış olmasıdır. Hasta çocuksa; çok
huysuz, ağlayan ve hareketsiz bir durumdadır. Yetişkinlerde ise ağrı
ilk günlerde çok belirgin olmayabilir. Fakat bunlarda iltihabın mafsala
geçmesi daha kolay olduğundan mafsal iltihabı da gelişebilir, bu
zamanda ağrı çok şiddetlenir ve hareket çok kısıtlanır. Teşhis daha
ziyade klinik muayene ile konulur. Çünkü ilk bir haftada röntgende bir
şey görülmez.
Tedavisinde yatak istirahati birinci şarttır.
İkincisi iltihaplı kemiğin bir üst ve alt mafsalını içine alacak
şekilde alçıya alınmasıdır. Hastalığın gidişini takip edebilmek için
alçıya bir pencere açılır. Üçüncü şart ise yüksek doz antibiyotik
vermektir. Bu genellikle penisilindir. Hastanın durumunda birkaç gün
içinde bir düzelme olmazsa antibiyotik değiştirilir.
Müzmin
kemik iltihapları: Had kemik iltihaplarının iyi tedavi edilmemesi
müzmin kemik iltihaplarına yol açabildiği gibi özel olarak müzmin kemik
iltihapları da vardır. Brodie apsesi, sklerozan osteomiyelit ve plazma
hücreli osteomiyelit böyle hastalıklardır. Bunların ortaya çıkışları
umumiyetle yavaştır ve başlıca şikayetleri belli belirsiz kemik
ağrılarıdır. Romatizma diye uzun zaman tedavi edilmelerine rağmen fayda
görmeyince çekilen kemik filmlerinde iltihap odaklarının görülmesi
teşhisi koydurur. Tedavilerinde cerrahi olarak iltihabın boşaltılmasını
temin etmek yanında kuvvetli antibiyotikler vermek gerekir. Fakat
müzminleşen kemik iltihabının tedavisi oldukça zordur. Yıllarca devam
ederler ve genellikle deriye açılıp iltihabi akıntıya yol açarlar.
Müzmin kemik iltihabında organlarda, amiloit denen madde birikimi de
sözkonusu olabilir ve neticede böbrek yetmezliği de yerleşebilir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
*
Kireçlenme Kireçlenme,
ileri yaşlarda, eklemlerde tekrarlayan mekanik zorlanmalarla meydana
gelir. Kireçlenmenin en önemli özelliği, eklem yüzeyinde kalsiyum
tuzlarının birikmesidir. Bu değişiklikler, ağırlık yüklenen eklemlerde
daha sık görülürler. Genellikle 40 yaş, insan organizmasında kemik
sistemi için bir dönüm noktasıdır. Bu sebeple, yaşlılarda bu dönemden
sonra, bütün eklemlerde bir dereceye kadar kireçlenme mevcuttur.
Tedavi
hastalığın evresi ve şiddetine göre uygun şekilde planlanır. Eklem
kireçlemesi ileri dönemde ise bozulan eklemi protez ile değiştirmek
etkin bir tedavi yöntemidir. Protez ameliyatla yerleştirilen ve bir
organın işlevini üstlenen malzemeye verilen addır. Yeni geliştirilen
malzemelerin de yardımı ile protez ameliyatlarında başarı oranı
yükselmiştir. Protezlerin seviyesinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve
eklemlerde şekil bozuklukları düzelmekte, hastaların baston ve benzeri
yardımcı malzemelere gerek duymadan yürümeleri mümkün olmaktadır.
Eklem kireçlenmesi (osteoartrit) nedir?
Eklem
kireçlenmesi, eklemlerde kıkırdak kaybına bağlı olarak oluşan iltihabi
hastalığın adıdır. İnsanda en sık karşılaşılan eklem rahatsızlığıdır.
Nedenleri nelerdir?
Yaşla
eklemlere binen stresin oluşturduğu deformasyonlar, eklem içi kırıklar,
yaralanmalar ve geçirilen iltihaplar bu hastalığa yol açan etmenlerdir.
Bu sebeple de "yaşlılık romatizması" olarak da bilinmektedir. Kalça
çıkığı da ilerleyen dönemde kireçlenme nedenidir. Zorlamanın hastalığı
arttırdığı kesin olduğu kadar egzersiz ve sporun azalttığı da o kadar
kesin bir bilgidir.
Eklem kireçlenmesi neden yaşla ilgilidir?
Yaşlanan
bedenimizde ömrünü tamamlayan veya yaralanma neticesinde ölen hücreler
çoğunlukla yerini yenilerine bırakırlar. Fakat eklem kıkırdağı
(yenilenme-rejenerasyon) potansiyeli olmayan bir dokudur. Hastalığın
seyri buna paralel olarak daralan eklem mesafesi, eklemi oluşturan
kemiklerin birbirine yakınlaşması ve yakın temasına neden olur.
Kireçlenmenin sebep olduğu şikayetler nelerdir?
Eklemi
oluşturan kemiklerin yakın temas ve sürtünmesi ağrı ile belirti verir.
Dökülen kıkırdak dokusunu ortamdan uzaklaştırılmak için oluşan iltihap
ve şişlikle karşılaşılır. Bu dönemi eklemden gelen kıtırtı (sürtünme
sesleri), şişlik, çarpılma ve şekil bozukluğunun oluştuğu dönem takip
eder. Topallama ve ağrı sebebiyle değişik yürüyüş şekilleri oluşur.
Kireçlenmenin en sık görüldüğü yerler nereleridir?
Sıklıkla
bel, diz, ayak bileği, kalça eklemi gibi yük altında çalışan eklemlerde
olsa da omuz, dirsek, el bileği, el eklemleri hatta çene eklemi de
tutulabilir.
Tedavi yöntemleri
Tedavi, hastalığın
evresi ve şiddetine göre uygun şekilde planlanır. Erken dönem
hastalarda eklemlerin içini temizleme (debridman) amaçlı artroskopik
işlemler uygulanır. Eklemlerde çarpılma, şekil bozukluğu olanlar, basit
kemik ameliyatları ile düzeltilir.
Tedavi yöntemleri içinde protezin yeri...
Protez ile tedavi ne zaman gerekli olur?
Eklem
kireçlemesi ileri dönemde ise bozulan eklemi protez ile değiştirmek
etkin bir tedavi yöntemidir. Protez, ameliyatla yerleştirilen ve bir
organın işlevini üstlenen malzemeye verilen addır. Yeni geliştirilen
malzemelerin de yardımı ile protez ameliyatlarında başarı oranı
yükselmiştir. Protezlerin seviyesinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve
eklemlerde şekil bozuklukları düzelmekte, hastanın baston ve benzeri
yardımcı malzemelere gerek kalmadan yürümeleri mümkün olmaktadır
*
Kramp Krampkasların
ani ve ağrılı bir şekilde gerilmesidir. Kramp en sık baldır kaslarında
meydana gelir. Sıkı çorap lastikleri veya dar ayakkabılar da krampa yol
açabilir. Kramp giren bölgeyi rahat bir konuma getirerek gevşetici
masajlar yapın. Birkaç dakika içinde kaslar normale dönecektir. Kramp
anında şiddetli müdahaleden kaçının.Ağrı uzun sürerse bölgenin üzerine nemli ve sıcak bir havlu örtün.
Bir veya daha çok kasın, bütününün veya bâzı parçalarının irâde dışı ve ağrılı kasılmaları. En sık, ayak ve baldırda olur.
Bâzı
kişiler krampa daha yatkındır. Sıklıkla gece ortaya çıkar ve yaşlılarda
daha sık görülür. Aşırı sıcak ve kuvvetli egzersiz kramp gelişmesini
kolaylaştırır. Sık ve önlenemiyen kramplar, omurilik ön boynuz
hücreleri ve motor sinirlere bağlı hastalıklarda, meselâ amiyotrofik
letaral skleroz ve spinal musküler atrofi; kas hastalıkları özellikle
müsküler distrofi ve gebelik, aşırı sıvı kaybı ve sodyum kaybı
durumlarında ortaya çıkabilir.
Kramp mekanizması tam
bilinmemekle beraber, sinir ve kas zarlarının aşırı çalışması durumunda
ortaya çıkmaktadır. Elektromyografik tetkiklerde elektriki potansiyelin
çok yüksek ve sık olduğu dikkati çekmiştir. Ağrı şiddeti ile kasın
kasılma derecesi paraleldir. Muhtemelen bu, o sıradaki az kanlanmaya ve
kasın fazla kasılması ile daha çok meydana gelen zararlı artıklara
bağlıdır.
Masaj ve kuvvetli germe krampa karşı faydalıdır.
Eğer kramp ciddî ise kas ağrısı birkaç gün süreyle sebat edebilir.
Quinine sulfat ve procainamide veya diphenydramine hydrochloride
(ticarî adı Benadryl) sık kramp gelmesini önleyebilir.
Kramplar
özellikle denizde yüzme esnasında tehlikeli olmaktadır. Yüzerken gelen
bir kramp büyük adaleleri tutarsa ve kişi tecrübesiz ise kolayca
boğulabilir. Böyle bir krampla karşılaşan yüzücü, yanında taşıdığı bir
küçük iğneyi kramp giren adeleye batırmak ve cimdik atmak suretiyle
krampı giderebilir
*
Kulunç Kulunç
Kol, bacak ve gövdede sebebi tam açıklanmayan ağrılı durum. Tıp
dilindeki ismi fibrositis olan kulunç, oldukça sık karşılaşılan bir
durumdur. Sıklıkla boyun ve sırt ağrısı olarak karşımıza çıkar. Fakat
adalenin bulunduğu her yerde bulunabilir.
Romatizmal
şikayetlerle gelen hastaların % 11 kadarını kulunçlu hastalar teşkil
eder. Primer (birincil) fibrositiste sadece ağrı vardır. Sekonder
(ikincil) fibrositis ise, müzmin enfeksiyonların ve bağ dokusu
hastalıklarının seyri esnasında görülür. Sadece kulunç denince primer
fibrositis anlaşılmaktadır.
Kulunç ağrısı, tetik nokta denen
bazı bölgelerde daha fazla duyulur. Tetik noktaya basmakla ağrı artar.
Hareketsizlikle de ağrı artar. Hafif egzersizle ağrı azalır, ağır
egzersizle artar.
Kulunç, psikosomatik bir hastalık olarak
düşünülmekte ve şahsın psişik gerilim sonucu kasılmış adalelerini
şuurlu olarak gevşetmemesi sebep olarak görülmektedir: Adale içinde
sert düğümcükler ve şeritler ele gelir. Nodüllerin (düğümcükler)
bulunduğu yerler, tetik noktalara uyar. Bu düğümcüklerin, adale içinde
birikmiş olan sümüksü maddelere veya daha sık olarak yerleşmiş olan
normal adale hücrelerine bağlı olarak meydana geldiği düşünülmektedir.
Kuluncun
ağrı dışında hiçbir tehlikesi ve zararı yoktur. Hastaların bu yönden
rahat olması gerekir. Tedavide, lokal sıcak tatbikatı, sinir ve adale
gevşetici ilaçlar kullanılır. Adaleyi hastanın şuurlu olarak
gevşetmesini sağlayacak gevşeme egzersizleri belki de tedavinin en
önemli bölümünü teşkil eder. Elektronik akupunktur cihazı ile yapılacak
uygulamalar da çok faydalıdır. Ayrıca halk arasında “şişe çekmek” diye
bilinen uygulama da fayda sağlar.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
*
Masaj Masaj,
hareketsiz durumdaki vücut yüzeyine el ile yapılan tedavi. Masajı
mekanik tedavi ya da tıbbi jimnastik ile karıştırmamak gerekir. Sağlık
kuralları ve tedavi yönünden etkileri ilk çağlardan beri bilinen masaj,
masaj yapılan bölgenin dokuları üzerinde özellikle mekanik ve dolaysız
bir etki yapar. Bu etki masaj uygulayan kişinin enerjisi ile orantılı
olarak ya da çok derine ulaşır. Masaj ayrıca sinirsel reflekslerle
uygulandığı bölgenin çevresinde de dolaylı bir etki yapar. Bu etki,
masajın uygulandığı deri yüzeyinin genişliğine bağlı olarak, kan
damarlarının genleşme ve büzülmesini şaftlar.
Masaj ya bir tek
vücut bölgesine (kısmi masaj) ya da bütün vücut üzerine uygulanır,
(genel ya da tam masaj) ve kuru elle ya da özel yağlı maddeler ya da
kremlerle yağlanmış elle yapılır. Eğer masaj el yerine özel araçlarla
yapılacak olursa mekanik masaj adını alır.
El masajı ilk
çağlardan bu yana bilinen bir tedavi usulüdür. Yunanlılar masajı hemen
hemen her gün estetik amaçla (lüzumsuz yağların vücuttan atılması) ve
sağlık amacıyla, özellikle yarışmalardan önce ve sonra kasların
çözülmesi ve gerginleşmesi için uygularlardı. Masajın hem sağlık
kuralları hem de tedavi yönünden sağladığı büyük yararlan ilk kez ünlü
Yunan hekimi Hippokrates saptamıştır.
Masaj sadece kas
kütleleri ve bunların kasılma yetenekleri üzerinde değil, fakat diğer
dokular ve organik işlevler üzerinde de etki yapar. Masajın sağladığı
yararlar şöyle sıralanabilir: Deri yumuşar, daha fazla kanla beslenir,
ölü hücrelerin (boynuzsu üst deri parçalan) dökülmesi ve yağ bezlerinin
salgıladığı yağın vücuttan atılması kolaylaşır. Böylece deri hem daha
fazla kanla beslenir hem de hücre metabolizması hızlanır. Ayrıca
organik zehirli maddeler derideki delikler yolu ile vücuttan dışarı
atılır.
Deri altında da kan ve lenf akımı çoğalır. Bu nedenle
ödemler yeniden soğurulur ve morartılar geçer. Bundan başka deri altı
yağları da harekete geçer ve dolaşım içindeki yeniden soğurulmaları
kolaylaştırır. Bu nedenle masaj, şişman insanlardaki yağ
birikintilerini çözer.
Masaj kasların gerginliğini ve
kasılabilirliğini artırır. Çünkü masaj hareketleri mekanik yolla
dolaysız olarak kas tellerinin kasılmalarını kamçılar, beslenmeyi ve
bunun sonucu gelişimi artırırlar. Sertleşmiş bağ ve kirişler masaj
sayesinde yeniden esneklik kazanırlar.
Gevşemiş eklemler,
çevresel eklem kaslarının gerginliklerinin artması ile sağlamladırlar.
Sen ve oynaklığını yitirmiş eklemler ise gev şer ve hareket kazanırlar.
Bundan başka masaj eklem boşluğunda bulunabilen sıvıların yeniden
soğurulmasını sağlar. Bu arada eklemlerin serbest hareket etmelerini
önleyen ya da sınırlayan eklem yapışıklıktan giderilir.
Kan ve
lenf dolaşımı olumlu bir şekilde etkilenir ve hız kazanır. Masaj daha
iyi beslenen çevresel dokularda atardamar kanının daha çok toplanmasına
yol açarak toplardamarların ve yüzeysel lenf damarlarının boşalmasını
hızlandırır. Hareket sinirlen bulunduktan kaslara beyinden gelen
emirleri çok daha süratli bir şekilde iletirler. Duyu sinirleri de aşın
duyarlılık kazanırlar. Karın zarı çeperi üzerine uygulanan masaj mide
salgılarını artırır mide ve bağırsak çeperlerinin sığamsal kasılmasını
etkiler. Masaj tekniği elle yapılan birkaç temel manevraya dayanır.
Bunlar sürtünme, bastırma, ovma, vurma, yoğurma ve titreşimdir.
Titreşim, titreşim veren elektrikli aygıtlarla (vibratör) da
sağlanabilir.
Sporcuların yarışmalardan önce yaptıkları masaj,
kasları en yüksek güce ulaştırma amacını güder. Estetik masaj yüzdeki
yağ birikimlerini, kırışıklıkları, yanaklardaki gevşekliği ve
gözaltındaki sarkıklıkları gidermek için yapılır. Tedavi edici masaja
ise birtakım hastalıklarda (ivegen romatizma, lumbago, kas
tıkanıklıkları, çıkıklar, eklem kaynaşması ve sertleşmesi, oburluk,
artrit, damla hastalığı, mide genişlemesi, kabızlık) başvurulur
*
Omuz ağrıları Omuz
hastalarına yönelik modern tedavi yöntemleri planlanır. Omuz
artroskopisi bu yöntemlerden biridir. Bu yöntem; yırtık, hareket
engelleyen hasar, yaralanma, biopsi, eklem içinden yabancı cisim
çıkarma, oluşmuş doku sıkışmalarında gevşetme gibi olgularda başarı ile
uygulanmaktadır. Omuz artroskopisi ile kireçlenme tedavisi de
yapılabilmektedir. Kırık geçirmiş, iyi tedavi edilememiş, hareket
kısıtlılığı oluşmuş olgularda, cerrahiyle fayda görüp görmeyeceği bu
yöntemle tetkik edilir. Fayda beklenmeyenlerde gereksiz bir işlemden de
bu sayede kurtulmuş olunur.
Omuz çıkığı nedir? Kimlerde görülür?
Eklemi
oluşturan kemiklerin eklem kapsülünün dışında olmasıdır. Sıklıkla genç
erişkin çağda nadiren de yaşlılarda görünür. Yüksekten düşme, zorlama
gibi büyük bir yaralanma omuzda şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığına
yol açar. Bu ilk çıkıkta iyi tedavi edilmeyen hastalarda çıkık sıklıkla
tekrarlar.
Omuz çıkığının nedenleri nelerdir?
Spor
müsabakaları kolun geriye doğru zorlanması, taş fırlatma, vuruşlar ile
düşme ve çarpma gibi daha ufak enerjili hareketlerle çıkma ile
karşılaşırlar. İlerleyen dönemde dokulardaki gevşeklik o boyuta ulaşır
ki; hasta omuzunu kendi çıkarıp kendi yerine koyabilir.
Omuz çıkıklarında ne yapılması gerekir?
Ülkemizde
"sınıkçı" adı ile bilinen bir grup insan tarafından tedavi edilmeye
çalışılan omuz çıkığı sadece omuzun yerine konmasından ibarettir.
Yeniden çıkık ile karşılaşılmaması için hiçbir koruyucu hekimlik
faaliyetini içermez. Bir çok defa omuzu çıkmış hastalar mutlak ortopedi
uzmanına başvurmalıdırlar.
Omuz çıkıklarının tedavisi nasıldır?
Günümüzde
bu gibi çıkma olayı alışkanlık haline gelmiş hastalara kapalı teknikle
dokularına müdahale edilmektedir. Gerek gevşeyen gerekse de yırtıldığı
için omuz kapsülünün içinde durmayan omuz başı, kapsül (kapalı) tamiri
ile yüzde 90ının üzerinde başarı ile onarılmaktadır.
Omuz ağrısı çıkıktan farklıdır...
Omuz ağrıları ne zaman ortaya çıkar?
Başın
üstünde kolunu kullananlarda, kaza geçirenlerde, düşenlerde ya da
zorlamalarda, çıkma olmadan da omuz ağrısı ile karşılaşılır. Bu
kişilerde kolunu kaldıramama, hareketlerde kısıtlılık gibi şikayetler
görülmeye başlanır.
Omuz ağrısının nedenleri nelerdir?
Kolun
kaldırılması, döndürülmesi gibi hareketler kürek kemiği çevresine
yerleşen adaleler ve onların lifleri ile gerçekleşir. Bu lifler omuzu
kılıf şeklinde sorarlar, yaralanmaları neticesinde de hareketlerde
derecelere uygun olarak kısıtlama oluşmaktadır.
Omuz hastalarında teşhis nasıl konur?
Bu
durumu değerlendirmek için Artro ultrasonografi kullanmaktadır. Omuz
ultrasonografisi MRı yakın sonuç bildirmesi pratik olması, hızlı ve
hareketli bir inceleme olması nedeniyle tüm dünyada kullanılmaktadır.
Omuz hastalıklarının, romatizmal yakınmalar, şişlik eklem içi kanama ve
lif yırtıklarında etkin inceleme metodudur.
Artroskopik tedavi başarılı sonuç verir
Tedavi yöntemleri
İnceleme
sonucunda verilen karara uygun olarak hastalar gruplara ayrılmakta ve
bulduğu gruba uygun modern tedavi yöntemi (yaklaşımı) planlanmaktadır.
Omuz artroskopisi; yine yırtık, hareket engelleyen hasar, yaralanma,
biopsi, eklem içinden yabancı cisim çıkarma, oluşmuş doku
sıkışmalarında gevşetme gibi olgularda başarı ile uygulanmaktadır. Omuz
artroskopisi ile kireçlenme tedavisi de yapılabilmektedir. Kırık
geçirmiş, iyi tedavi edilememiş, hareket kısıtlılığı oluşmuş olgularda,
cerrahiyle fayda görüp görmeyeceği bu yöntemle tetkik edilir. Fayda
beklenmeyenlerde gereksiz bir işlemden de bu sayede kurtulmuş olunur.
Omuz artroskopisinin avantajları nelerdir?
Bu durum hastaya;
Hastanede kısa kalış süreci
Az ağrılı bir yaklaşım
Olabilecek en az hasarda dokuya azami saygı ile tetkik ve tedavi
Erken dönemde rehabilitasyona başlama
Kısa nekahât dönemi anlamını taşır
*
Osteoporoz Osteoporoz
En sık görülen metabolik kemik hastalığı. Hastalıkta kemik kitlesinin
ilerleyici olarak azaldığı, trabeküllerin (kemik dokusu
bağlantılarının) inceldiği, yer yer küçük kırıkların meydana geldiği
bir hastalıktır. Geride kalan kemik dokusunun, kalite olarak tamamen
normal olması da hastalığın bir diğer önemli özelliğidir. En sık,
adetten kesilmiş kadınlarda, daha sonra da yaşlı erkeklerde görülür.
Normalde insanın kemik kitlesi 35 yaşına kadar artar. 40 yaşından sonra
yeni kemik yapma kabiliyeti azalır, yaşla bu durum ilerler. Normalde,
osteoporozlu kemikler ağrıya duyarlı değildir. Ancak ileri deneylerde
incelen kemikte kırıklar meydana gelince, ağrılar dikkati çekmeye
başlar. Osteoporoz ya bu kırıklardan dolayı ortaya çıkan ağrıların
araştırılmasında veya çekilen bir röntgen filminin incelenmesi
sırasında tesadüfen ortaya çıkar. Ağrısı sebebiyle sandalyede
hareketsiz oturan sırtının kamburu çıkmış yaşlı kadın tipi,
osteoporozlu hastaların tipik örneğini teşkil eder. Bu hastaların
hareketten kaçınmaları, osteoporozlarını daha da arttırır. Eğilip
kalkarken, eşya kaldırırken belde ortaya çıkan ağrı ve bel filmlerinde
kemiklerde yoğunluk azalması tespit edilince, hastalık teşhisi konulur.
Yetersiz beslenme, kalsiyum azlığı, hareketsizlik, steroid hormonların
kullanımı ve Cushing hastalığı, osteoporozun ortaya çıkışında önemli
faktörlerdir.
Tedavisinde en önemli nokta, kilo vermek ve
hareketsizlikten korunmadır. Çeşitli fizik tedavi ajanlarıyla sırt ve
bel kaslarının gevşetilmesi, bel-kalça korseleri, ani-sert
hareketlerden kaçınma, eğilirken beli değil, dizleri kullanma
alışkanlığının kazanılması çok faydalı hususlardır. Ağrı kesiciler
hasta tarafından çok faydalı gibi görünürlerse de aslında zararlı
olabilmektedirler. Çünkü ağrıları hissetmeyen hastalar
sağlamlaştıklarını zannederek hareketlerine dikkat etmezler ve zaten
mevcut olan küçük kemik kırıkları büyük boyutlara varabilir. Bunların
yanında proteince zengin bir beslenme, kalsiyum, fosfor ve D vitaminini
ihtiva eden ilaçlar faydalı olabilir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
*
Protezler Genellikle
40 yaş, insan organizmasında kemik sistemi için bir dönüm noktasıdır.
Bu sebeple yaşlılarda bu noktadan sonra, bütün eklemlerde bir dereceye
kadar artroz yani kireçlenme mevcuttur.
Hareket insanı özgür
kılan en önemli eylemdir. Sağlıklı hareket ise, ancak sağlıklı
eklemlerle mümkündür. Eklemlerimizden herhangi birinin bozulması sonucu
oluşan ağrı ve hareket kısıtlılığı sağlıklı yürüme eylemini engelleyen
en önemli sebeptir.
Artroz ve kireçlenme
Artroz, eklem
kıkırdağında aşınma ve eklem kenarlarında mahmuz şeklinde kemiksel
büyümelerle karakterize bir eklem hastalığıdır. Görülme sıklığı yaşla
artar.
Sebepleri 2ye ayrılır
1. Herhangi bir nedene bağlı artroz:
Eklemlerdeki
şekil bozuklukları, doğuştan veya sonradan olan eklem çıkıkları, kötü
kaynamış kırıklar, iltihabi eklem hastalıkları ve eklemin aşırı
kullanılması başlıca sebeplerdir.
2. Sebebi bilinmeyen artroz:
Bu
grup, artrozların yüzde 80ini kapsamaktadır. Burada bazı riskler söz
konusudur. Genetik yatkınlık, şişmanlık, yaş, kadın cinsiyet vb.
Nasıl oluşur?
Kıkırdağın
protein yapısının çökmesi sonucunda kıkırdakta zamanla ödem, saçaklanma
ve çatlamalar oluşur. Kıkırdaktaki aşınma subkondral kemik açığa çıkana
kadar devam eder. Eklem kenarında kemikte dikenimsi çıkıntılar gelişir.
Bunlar bazen kopar ve eklemde serbest hale gelirler. Zamanla eklemin
şekli de bozulur.
Orta yaş üstü bayanlar risk altında
Daha
çok orta yaşı geçmiş bayanlarda görülür. Yavaş ilerleyen, giderek artan
ağrı ve hareket kısıtlanması vardır. Ağrı istirahatle azalır, hareketle
artar, sabah sertliği olur. Travma ile şikayetler artar.
Gecikme hastayı sakat bırakabilir
Röntgen
en önemli tanı aracıdır. Spesifik laboratuar tetkiki yoktur, eğer
gerekirse ayırıcı tanı için kan tetkiklerine başvurulabilir. Ağrı,
hareket kısıtlılığı ve eklemlerdeki şekil bozukluğu hastayı doktora
getiren sebeplerdir. Büyük eklemlerdeki artroz hastayı sakat
bırakabilir.
Tedavi hastalığın evresine ve şiddetine göre değişir
Koruyucu
tedavi : Artroza sebep olacağı bilinen nedenler tedavi edilerek
hastalığın gelişmesi önlenir. Artroz başlamışsa alınacak önlemlerle
sadece ilerlemesi önlenir.
Genel tedavi : Ağrılar sıcakta
azalır, soğukta artar. Eklem sıcak tutularak veya soğuk uygulama
yapılarak geçici de olsa rahatlık sağlanır. Çok ağrılı dönemlerde eklem
tam veya kısmen istirahate alınır. Baston kullanmak, ağrılı dönemde
uzun süre ayakta kalmamak ve yürümemek gerekir.
İlaç tedavisi : Ağrıyı azaltıcı olarak kullanılır.
Fizik tedavi ve rehabilitasyon : Şu amaçlar için kullanılır.
Eklemlerin hareket kabiliyetini artırmak
Eklem çevresi kaslarının gücünü artırmak
Şekil bozukluklarını düzeltmek
Hasta eklemlerin nasıl kullanılacağını öğretmek
Ağrıyı azaltmak
Cerrahi tedavi : Yukarıdaki
tedavilerden sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gerekir. Ekleme
etki eden yükü azaltıcı kemik ameliyatları, eklemin içini temizleyici
ameliyatlar (artroskopik yıkama) ve eklem yüzlerinin suni eklemle
değiştirilmesi ameliyatları hastaya göre planlanır.
Son çare suni eklem: PROTEZ
Artroz
ileri dönemde ise bozulan eklemi protez ile değiştirmek etkin bir
tedavi yöntemidir. Protez, ameliyatla yerleştirilen ve bir organın
işlevini üstlenen malzemeye verilen addır. Yeni geliştirilen
malzemelerin de varlığı ile protez ameliyatlarında başarı oranı
yükselmiştir. Eklem yüzlerinin çıkarılarak, özel üretilmiş metal
protezlerin eklem yüzeylerine giydirilmesiyle kemik sürtünmesi ortadan
kaldırdığı gibi şekil bozukluğu da düzeltilmiş olur. Sonuçta suni eklem
hastaya, ağrısız ve hareket edebilen yeni bir eklem sağlar. Protezlerin
seviyesinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerde şekil bozuklukları
düzelmekte, hastanın baston ve benzeri yardımcı malzemelere gerek
kalmadan yürümeleri mümkün olmaktadır
*
Sırt ağrısı Eğer
sırtınız ağrıyorsa, bilin ki yalnız değilsiniz. Her beş yetişkinden
dördü, yaşamlarının bir döneminde en azından bir kere sırt ağrısı
çektikleri bir dönem geçirmekteler. Aslında, sırtın alt bölgesindeki
ağrı, Amerika Birleşik Devletleri�nde doktora gidilmesine neden olan
sebeplerin beşinci sırasında yer almaktadır.
Ayrica, sırt
sakatlanmaları işle bağlantılı hastalıkların birinci sırasında yer
almaktadır. Her ne kadar sırt ağrıları, ender olarak hayati tehlike arz
ediyor olsalar da,üretkenlik kaybı, tıbbi masraflar ve çalışanların
tazminatları için ödenen meblağlar Amerika Birleşik Devletleri�nde on
milyarlarca dolara mal olmaktadır.
Her ne kadarsırt ağrısı
yaygın olarak görülse de egzersiz yapmak, yeni oturuş ve duruş yolları
bulmak gibi basit önlemlerle, çoğu sırt ağrısının önüne
geçebilmenizoldukça mümkündür. Sırtınızı daha önceden sakatlamış
olsanız bile, sakatlanmanın yenilenmesinden sakınmanıza yardımcı olacak
teknikler öğrenebilirsiniz.
*
Skolyoz Bir
omurga deformitesi olan, genelde buluğ çağında ortaya çıkan ve bu
nedenle de bir çocuğun omurgasının büyüme tamamlanıncaya kadar düzenli
olarak kontrol edilmesini gerektiren skolyoz hakkında anne-babalar ne
biliyor? Skolyozu yakından tanımak ve erken tespit etmek için...
Yandan
bakınca boyun ve belde ters C, sırt bölgesinde de C şekli doğal
olandır. Bunun artış olanına kifoz yani kamburluk, yana doğru eğilmeye
de skolyoz adı verilir. Skolyoz her yaşta olabilse de en sık bayanlarda
ve ergenlik çağında rastlanır. Tedavide erken teşhis önemlidir.
İlerlememiş olgularda daha başarılı sonuçlar alınır. Anne-babaların
çocuklarının omurga gelişimine dikkat etmeleri, eğer böyle bir şüphe
varsa da hekime başvurmaları gereklidir.
Skolyoz
Bel
ve sırt bölgesinin eğriliği anlamını taşımaktadır. Omurganın üç boyutlu
eğimidir. Normal omurga önden veya arkadan bakıldığında düzdür. Yine
normal olarak yanlardan bakıldığında omurga göğüs bölgesinde, arkaya
kifoz, bel bölgesinde lordoz doğru eğilimlidir. Skolyozda yukarıdan
aşağıya bakıldığında tüm vertebralar sırt veya bel bölgesinde bir yöne
doğru eğilmişlerdir. Omurganın merkezinden üstten aşağıya bakıldığında
omurgaların bir kısmı bükülmüşlerdir. Bu da genellikle sağ kaburgaların
çıkıntılı olması sonucunu doğurur. Skolyoz genelde buluğ çağında ortaya
çıkan bir omurga deformitesidir. Skolyozda eğriliğin, aslında omurganın
kendi etrafında dönmesi ile oluştuğuna inanılmaktadır.
Skolyoz sınıflandırılabilir mi?
Doğumsal
bir anomaliye bağlı olarak doğuştan olabileceği gibi, doğumdan sonra
gelişimsel ya da ergenlik çağı civarında sebebi bilinmeden de ortaya
çıkabilir. Doğumsal skolyoz genelde bir omurganın eksik, fazla veya
arasında büyümeyi etkileyecek şekilde oluşması ile görülür. Çok ciddi
sonuçlara yol açar. Doğumdan sonra ilk birkaç yılda fark edilir.
Gelişimsel skolyozda (juvenil) eğriliğe yol açan, sinirsel, sendromal
bir durum söz konusudur. Ergenlik çağı skolyozu (adölesan) genellikle
kız çocuklarında, sık olarak belde, sırtta, belde ve sırtta, hatta çift
eğrilik şeklinde görülür. Sebebi tam belli değildir.
Skolyoz nasıl farkedilir?
Skolyozun
belirtilerinden birisi sağ tarafta oluşan kürek kemiği çıkıntısıdır.
Bir omuz diğerinden daha yüksek olabilir ve çocuk bir tarafa eğilmeye
meyillidir. Kalça kemikleri simetrik olmayabilir ve biri diğerinden
daha yüksekmiş gibi görünür. En çarpıcı bulgulardan birisi skolyozlu
bir çocuğun öne eğilmesi ile ortaya çıkan kaburga çıkıntısıdır. Ancak
burada şuna dikkat etmek gerekir ki, skolyoz bozuk duruşla
karıştırılmamalıdır.
Skolyoz yaygın mıdır?
Skolyoz
araştırma topluluğuna göre her 10 buluğ çağındaki insandan 1 tanesi,
herhangi bir derecede skolyoza sahiptir. Çoğunlukla ergenlik çağı
yaşlarında kız çocuklarında görülmektedir. Bazı skolyoz vakalarında
eğiklik derecesi o kadar hafif olabilir ki, tedavi hiçbir zaman gerekli
olmayabilir. Hafif skolyozun erkeklerdeki sıklığı neredeyse kızlardaki
kadardır. Ancak ciddi eğrilikler kızlarda erkeklerdekinden 5-8 kat daha
fazladır.
Skolyoz tedavi edilebilir mi?
Skolyoz
ileride sırt ağrıları, uyuşmalar, zayıflık, güçsüzlük; organların
gelişmesini de etkilemeye kadar varabilmektedir. Bazı hastalarda
kamburluk da duruma eşlik etmektedir. Skolyoz tedavisi hafif olgularda
takip; orta dereceli olgularda korse tedavisi; ileri olgularda son
yıllarda geliştirilen, 3 boyutlu düzelme sağlayan, erken dönemde
yürümeye imkan tanıyan metallerle yapılmaktadır. Ameliyat sırt
bölgesinde yapılır ve deneyimli bir ekibe ihtiyaç gösterir.
Skolyoz için gözlem merkezli tavsiyeler
Yurt
dışında olağan okul taramaları düzenli olarak yapıldığı için başlangıç
aşamasında hekimler tarafından tanınmaktadır. Yurdumuzda koruyucu
hekimlik gelişmediği için ailelere bu konuda büyük görev düşmektedir.
Özellikle anneler çocuklarını banyo yaptırırken çıplak görme şansları
olduğu için sırtın orta kısmında ki çıkıntıları yukarıdan aşağıya elle
yoklayarak anlayabilirler. Ayrıca eğilme pozisyonunda sırt kısmında
yükseklik farkının olması, kollardan birisinin kazaklarda uyumsuzluğu
veya çanta taşırken bir omuzda askının durmamasından şüphelenerek
hekime başvurulmalıdır. Kendiliğinden geçmeyeceği, gerilemeyeceği;
hatta ilerleyen bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.
|